Üstad Kadir Mısıroğlu Yeniden TvNet Ekranlarında

10 Şubat 2009 Salı Saat 20.10 itibari ile TvNet Ekranlarında Bakış Açısı Programına Konuk Olacaktır . Programın mevzuu son günlerde hakkında bir çok mesnetsiz iddia ortaya atılan Sultan II. Abdülhamid Han‘dır.
Bir Mazlum Pâdişâh: Sultan II. Abdülhamid
Üstad Kadir Mısıroğlu’nun
Bir Mazlum Pâdişâh: Sultan II. Abdülhamid
İsimli Eseri Yayınlandı
ÖNSÖZ
Birtakım fevkalâdelikleri kullanarak milletlerin hayatında derin değişikliklere âmil olanlar, hemen hemen dâima tarihi, kendilerine mahsus birtakım temel umdelerle (prensiplerle) yeniden değerlendirerek zuhûrlarının bir nevî gerekçesini ortaya koyarlar. Böylece gûyâ yaptıklarının doğruluk ve haklılığını geniş kitlelere kabul ettirmek isterler ki; bir propaganda mahsûlü olan bu değerlendirmeler, ekseriyâ eskiyi kötülemek tarzında vâkî olur.
Dünya’da her milletin hayatında görülen bu gibi tarih tahrifkârlığının en dehşetlisi bizim ülkemizde yaşanmıştır. Çünkü bizi, uzun asırlar boyunca teşekkül ve devam etmiş bulunan “İslâm Dünya Görüşü”nden kopararak bir bâtılın gayyâsına düşürmek kolayca mümkün olabilecek bir iş değildi. Bundan dolayıdır ki, ülkemizde icrâ edilmiş olan inkılâp hareketleri, dehşet verici bir tedhiş metoduyla gerçekleştirilmiş ve netice olarak tarih, âdetâ masallaştırılmıştır. Devamı İçin Tıklayınız
Hikâye-i Hal
“ES-SÂKITU AN-İL HAK… ”
İTABINDAN KORKARAK…
KILICIMI BİLEYİP,
HAKTAN NUSRET DİLEYİP
TEKMİL YURDU TARADIM.
ÇIKAR BİR YOL ARADIM…
EN BÜYÜK PUTA KARŞI,
BESTELEYİP HAK MARŞI,
OLDUM ONA TERCEMAN…
LÂKİN AHVAL VE ZAMAN,
ZEHİR KATTI AŞIMA,
BELÂ YAĞDI BAŞIMA!..
Devamı İçin Tıklayınız
Kâfirin Kalb Gözü Kördür!..
İnsanı, insan yapan imandır!… Daha emin bir tâbirle söylemek gerekirse kâmil mânada insan, kâmil mânada imanın eseridir. Küfür veya inkârsa ya nihilizmin (hiçbir şeyin bir sonu, mânası ve ehemmiyeti olduğuna inanmama)ya da materyalizmin eseridir.
Nihilizm, kendi kendini dipsiz bir çukura atmak veya idrâk ve iz’anı kaldıran mutlak ve nihayetsiz bir zihnî malûliyete râm olmaktır.
Materyalizm ise, tecessüs, tahayyül ve tefekkürü madde ve havass-ı hamse (beş duygu) ile tahdid ederek, beşeri ufuksuzlaştırmak, hayvânileştirmek -ve eğer tâbir caizse- maddeleştirmektir. İnsanı insan yapan, eşref-i mahlûkat (varlıkların en şereflisi) kılan bütün hasletlere saha ve inkişaf şansı bırakmayarak onları iptale mahkûm etmektir. Üstelik bu keyfiyeti, idrâke ancak izafiliklerle yol bulabilen havass-ı hamse, sahası mahdud (sınırlı) olan maddî âlem içinde daha da mahdud imkânlarla araştırıcılığa sahne olan lâboratuvar ve binbir zaafı sabit akim müşterek mesâisine dayarsa… Devamı İçin Tıklayınız
Sultan Vahideddin Hakkında Yeni Bir İddia ve İftira Curcunası
Durup dururken eski başbakanlardan Bülent Ecevit ‘in 16 Temmuz 2005 tarihli Zaman Gazetesi’nde “Sultan Vahideddin merhûmun hâin (!) olmadığı” hakkında bir beyânâtı haber sûretinde yer aldı. (1) Böyle bir söz, ilk defa vârid oluyormuşcasına bir hayret, infiâl ve münâkaşa zemini oluşturdu. İhtimal bu değerlendirmenin, kendisinden beklenmesi muhtemel olmayan bir şahıstan sâdır olması dolayısıyla yazılı basında ve televizyonlarda bir iftira curcunası başlatıldı. Seksen küsûr yıldan beri devam edegelen isnâd ve iftiralar, bir kırık plâk gibi bir çok din ve tarih düşmanı kalem tarafından merhûma salvo hâlinde yeniden bir hücum için vesîle ittihaz edildi. Bunlarda yeni hiçbir şey yoktu. Bu eski iddialar ise, tarafımızdan tam kırk sene evvel “Sarıklı Mücâhidler” isimli eserimizde cevaplandırılmış (2) ve orada bu iddiaların hiçbirinin geçerliliğinin olmadığı sayısız delille isbat edilmişken, bir çok devrimbaz yazar, verilmiş olan cevapları duymamışcasına hareket ederek eski iddiaları çiğnenmiş bir sakız hâline getirircesine tekrarlamak bayağılığından kurtulamamışlardır. Bunları ibret ve dehşetle seyrettik. Seyretmekle de kalmayarak radyo ve televizyonlarda –sâhib olabildiğimiz imkânlar nisbetinde- tekrâren cevaplandırdık. (3) Devamı İçin Tıklayınız
Osmanoğulları’na Karşı Son Haçlı Taaruzu
Osmanoğulları’nı vatanlarına kavuşturacak bir kaanunî değişikliğin mevzuubahs edildiği ve bunun gerçekleşebileceğine dâir kuvvetli ümidler belirdiği sırada, Türk basını da bu mes’eleye bigâne kalmamış bir çok değerli makale yazılıp yayınlanmıştı. Şâyân-ı memnuniyettir ki, bu yazıların hemen hemen hepsi de onların lehinde idi. (1) Bu hükmün bir tek istisnası vardı. O da Hürriyet Gazetesi’nde “Osmanoğulları’nın Son Oyunu” serlevhası ve Nuyan Yiğit imzasıyla neşredilen yazı serisidir. Ancak bu yazılar o kadar acemice sahnelenmiştir ki; güya gizli kalmış bir hakikat ispat ediliyormuş gibi ortaya atılan iddiaların yanlışlarını sayıp dökmek -âdeta- imkânsızdır. Bu sebepledir ki, biz, okuyucularımızın sabırlarını tüketmemek ve kıymetli vakitlerini israf etmemek için bunlardan sâdece ehemmiyetli gördüklerimize temas edeceğiz. Kıymet hükümlerindeki hatalar bir tarafa, ilmî ve tarihî bakımdan pek çok yanlış ihtivâ eden bu tefrikanın ortaya çıkmasına âmil olan gerçek saik ve sebepleri de okuyucularımızın ferasetlerine havale eden imâ ve işaretlerle ele alacağız. Mâhud tefrikanın daha kimlerin Hanedan mensubu sayılabileceğini bile bilmeyen ve ismiyle bir ermeni olduğu intibaını uyandıran bu acemi araştırıcısının bir takım düzme ajan raporlarını tarihe mesned olacak ciddî vesikalarmış gibi göstermek istemesindeki garabet ve cehaleti tebarüz ettirmeden önce mes’eleyi târih ilmî bakımdan ve her şeyden önce “usul” itibâriyle ele almak istiyoruz.” Devamı İçin Tıklayınız