Arşiv :
Mayıs, 2007
“ES-SÂKITU AN-İL HAK… ”
İTABINDAN KORKARAK…
KILICIMI BİLEYİP,
HAKTAN NUSRET DİLEYİP
TEKMİL YURDU TARADIM.
ÇIKAR BİR YOL ARADIM…
EN BÜYÜK PUTA KARŞI,
BESTELEYİP HAK MARŞI,
OLDUM ONA TERCEMAN…
LÂKİN AHVAL VE ZAMAN,
ZEHİR KATTI AŞIMA,
BELÂ YAĞDI BAŞIMA!..
Devamı İçin Tıklayınız
İnsanı, insan yapan imandır!… Daha emin bir tâbirle söylemek gerekirse kâmil mânada insan, kâmil mânada imanın eseridir. Küfür veya inkârsa ya nihilizmin (hiçbir şeyin bir sonu, mânası ve ehemmiyeti olduğuna inanmama)ya da materyalizmin eseridir.
Nihilizm, kendi kendini dipsiz bir çukura atmak veya idrâk ve iz’anı kaldıran mutlak ve nihayetsiz bir zihnî malûliyete râm olmaktır.
Materyalizm ise, tecessüs, tahayyül ve tefekkürü madde ve havass-ı hamse (beş duygu) ile tahdid ederek, beşeri ufuksuzlaştırmak, hayvânileştirmek -ve eğer tâbir caizse- maddeleştirmektir. İnsanı insan yapan, eşref-i mahlûkat (varlıkların en şereflisi) kılan bütün hasletlere saha ve inkişaf şansı bırakmayarak onları iptale mahkûm etmektir. Üstelik bu keyfiyeti, idrâke ancak izafiliklerle yol bulabilen havass-ı hamse, sahası mahdud (sınırlı) olan maddî âlem içinde daha da mahdud imkânlarla araştırıcılığa sahne olan lâboratuvar ve binbir zaafı sabit akim müşterek mesâisine dayarsa… Devamı İçin Tıklayınız
Takriben yirmi-otuz yılı mütecaviz bir zamandan beri Türkiye’nin büyük şehirlerini istilâ eden bir kelime var: Seks. Bedelini ahlâk ve ve sıhhatimizle ödeyerek ithâl ettiğimiz bu kelime; ilk temevvüçlerîni Ankara’da gösterdi. Kendisi gibi idhal malı olan «parti» kelimesinin eline yapışarak mahrem köşelerimize girme fırsatını buldu «Seks Partisi» diye bir terkibin içinde, ileri gelen (?) aile çocuklarına, «memnu meyve»lerini uzattı. Bu terkibe, kötü bir «amer i canisine» rehberlik ediyor; -o zamanki şayiaya göre- onu, bu dile hayranlık duyulan mekteplerin civarında dolaştırıyordu. Aynı haber, «seks partisi» ne katılan gençler arasında, uyuşturucu madde kullanmanın da «modernisme» in başka bir tezahürü olduğunu ortaya koyuyordu. Devamı İçin Tıklayınız
Durup dururken eski başbakanlardan Bülent Ecevit ‘in 16 Temmuz 2005 tarihli Zaman Gazetesi’nde “Sultan Vahideddin merhûmun hâin (!) olmadığı” hakkında bir beyânâtı haber sûretinde yer aldı. (1) Böyle bir söz, ilk defa vârid oluyormuşcasına bir hayret, infiâl ve münâkaşa zemini oluşturdu. İhtimal bu değerlendirmenin, kendisinden beklenmesi muhtemel olmayan bir şahıstan sâdır olması dolayısıyla yazılı basında ve televizyonlarda bir iftira curcunası başlatıldı. Seksen küsûr yıldan beri devam edegelen isnâd ve iftiralar, bir kırık plâk gibi bir çok din ve tarih düşmanı kalem tarafından merhûma salvo hâlinde yeniden bir hücum için vesîle ittihaz edildi. Bunlarda yeni hiçbir şey yoktu. Bu eski iddialar ise, tarafımızdan tam kırk sene evvel “Sarıklı Mücâhidler” isimli eserimizde cevaplandırılmış (2) ve orada bu iddiaların hiçbirinin geçerliliğinin olmadığı sayısız delille isbat edilmişken, bir çok devrimbaz yazar, verilmiş olan cevapları duymamışcasına hareket ederek eski iddiaları çiğnenmiş bir sakız hâline getirircesine tekrarlamak bayağılığından kurtulamamışlardır. Bunları ibret ve dehşetle seyrettik. Seyretmekle de kalmayarak radyo ve televizyonlarda –sâhib olabildiğimiz imkânlar nisbetinde- tekrâren cevaplandırdık. (3) Devamı İçin Tıklayınız
Osmanoğulları’nı vatanlarına kavuşturacak bir kaanunî değişikliğin mevzuubahs edildiği ve bunun gerçekleşebileceğine dâir kuvvetli ümidler belirdiği sırada, Türk basını da bu mes’eleye bigâne kalmamış bir çok değerli makale yazılıp yayınlanmıştı. Şâyân-ı memnuniyettir ki, bu yazıların hemen hemen hepsi de onların lehinde idi. (1) Bu hükmün bir tek istisnası vardı. O da Hürriyet Gazetesi’nde “Osmanoğulları’nın Son Oyunu” serlevhası ve Nuyan Yiğit imzasıyla neşredilen yazı serisidir. Ancak bu yazılar o kadar acemice sahnelenmiştir ki; güya gizli kalmış bir hakikat ispat ediliyormuş gibi ortaya atılan iddiaların yanlışlarını sayıp dökmek -âdeta- imkânsızdır. Bu sebepledir ki, biz, okuyucularımızın sabırlarını tüketmemek ve kıymetli vakitlerini israf etmemek için bunlardan sâdece ehemmiyetli gördüklerimize temas edeceğiz. Kıymet hükümlerindeki hatalar bir tarafa, ilmî ve tarihî bakımdan pek çok yanlış ihtivâ eden bu tefrikanın ortaya çıkmasına âmil olan gerçek saik ve sebepleri de okuyucularımızın ferasetlerine havale eden imâ ve işaretlerle ele alacağız. Mâhud tefrikanın daha kimlerin Hanedan mensubu sayılabileceğini bile bilmeyen ve ismiyle bir ermeni olduğu intibaını uyandıran bu acemi araştırıcısının bir takım düzme ajan raporlarını tarihe mesned olacak ciddî vesikalarmış gibi göstermek istemesindeki garabet ve cehaleti tebarüz ettirmeden önce mes’eleyi târih ilmî bakımdan ve her şeyden önce “usul” itibâriyle ele almak istiyoruz.” Devamı İçin Tıklayınız
Burada çok kısa bir sûrette tahlîl etmeye çalıştığımız bu gerçekler ve onların Dünya’nın geleceğine te’siri uzun uzadıya anlatılması gereken ehemmiyetli bir meseledir. Burada “Türkiye, İslâm Âlemi ve Siyonizm’in geleceği” ne dâir birkaç husûsu kısaca arz etmek istiyorum
Gitgide dehhâmeleşen Siyonizm zulüm ve istismârının, tarihte bir çok ülkede ve pek çok kereler müşâhede edilegelmiş olduğu sûrette, ciddî aksülamellerle karşılaşması mukadderdir. Üstelik bu defa bu aksülameller Araplara mahsus ve “millî” vasfında değil, âlemşümûl bir karakterde zuhûra gelecektir. Dünyanın globalleşmesi, siyonizme hep fayda sağlayacak değil ya!.. Devamı İçin Tıklayınız
A- Yahudiler Komünist Rusya’yı Nasıl Yıktılar?!..
İngilizler çekilip gittikten sonra Arap-Yahudi münâsebetleri bir gayyâ kuyusu gibi dehşetli bir kargaşa halinde sürüp giderken, Yahudiler, Araplar karşısına hatırı sayılır bir Yahudi nüfusu toplayamadılar. 20-30 senelik bir gayret ve faaliyetin neticesinde İsrail’deki mevcudiyetleri 2,5 milyon kişiyi bulmuşsa da bunun daha fazla artması sağlanamadı. Çünkü bütün Dünya’ya dağılmış olan Yahudiler, her yerde rahat ve müreffeh idiler. Bugün de böyledir.
Bundan dolayı maddî yardım yapmakta cömert davrandıkları halde, gelip orada yerleşmek husûsunda ağırdan aıldılar. Bunu ancak bir avuç idealist ile fakir Yahudiler yaptılar. Bunlarla da beklenen sayıya ulaşılmayınca, yüz milyonluk bir Arap kitlesi karşısında tutunabilmek için İsrail’e intikal edip yerleşecek Yahudi aramaya koyuldular. Bunu da ancak Rusya’da bulabildiler. Çünkü Rusya’da “Bolşevik İhtilâli” nin bidâyetindeki hâkimiyetlerini Sitalin devrinde (onun da karısı bir yahudidir) kaybetmiş bulunan Yahudiler, Rusya’da sıkıntılı bir hayat sürmekte idiler. Hem onları bu sıkıntıdan kurtarmak ve hem de bu durumdaki insanların İsrail’deki sabotaj vesâir hareketlerin doğurduğu huzursuzluğa aldırış etmeyebilecekleri düşüncesiyle Rusya’ya müracaat ettiler. Devamı İçin Tıklayınız
Bir «dâr- ı imtihan» olan bu âlemde her fâni varlık, «vücûd» ile «adem»in «hayır» ile «şerr»in «hüsün» ile «kubh»un bir mübâreze sahasıdır. Bu mübârezenin en şiddetlisi de ins-ü cin üzerinde tecelli eder. Çünkü Cenab-ı Hak onlara kendinden tefrik ile bir «cüz’î irade» vermiştir. Bu ise iki ağızlı bir bıçak gibidir. Zira, hayra da şerre de medar olmak istidadındadır.
Bu mübârezeden alnı ak çıkanların «melekten üstün» mağlûpların ise « belhüm edall» (hayvandan aşağı) addolunması şu mübârezenin şiddetini göstermektedir. Hatta, insanları Cenab-ı Hakk’a karşı isyanlarından dolayı kınayıp da sonra kendileri aynı imtihan şartlarına tâbi kılınınca dâvayı kaybeden «Hârut» ve «Mârut» isimli iki meleğin macerası da bu noktadaki güçlüğü ispat etmiyor mu?!. Devamı İçin Tıklayınız
Takdim
Bir muharrir (makale yazarı) günlük hâdiseleri vesile ittihaz etmekle beraber eskimeyecek fikirler serd ettiği (ileri sürdüğü) ölçüde başarılı olur. Kadir Mısıroğlu’nun aşağıda iktibas edilmiş bulunan « Sürpriz » serlevhalı (başlıklı) yazısı 31 Ağustos 1979 tarihli Sebil Gazetesi’nde yayınlanmıştır. Demek oluyor ki üzerinden 25 senelik bir müddet geçmiş bulunmaktadır. Buna rağmende bugün yazılmış kadar tazeliğini ve orada serd edilmiş bulunan fikirlerin geçerliliğini aynen muhafaza edilmekte olduğu görülecektir.
Biz bu yazıyı müellifinin (kitap yazarı) “Aşıklar Ölmez!..” (İstanbul 1994) isimli eserinden aynen aktararak dikkatlerinize sunuyoruz.
Devamı İçin Tıklayınız