İnsanı, insan yapan imandır!… Daha emin bir tâbirle söylemek gerekirse kâmil mânada insan, kâmil mânada imanın eseridir. Küfür veya inkârsa ya nihilizmin (hiçbir şeyin bir sonu, mânası ve ehemmiyeti olduğuna inanmama)ya da materyalizmin eseridir.
Nihilizm, kendi kendini dipsiz bir çukura atmak veya idrâk ve iz’anı kaldıran mutlak ve nihayetsiz bir zihnî malûliyete râm olmaktır.
Materyalizm ise, tecessüs, tahayyül ve tefekkürü madde ve havass-ı hamse (beş duygu) ile tahdid ederek, beşeri ufuksuzlaştırmak, hayvânileştirmek -ve eğer tâbir caizse- maddeleştirmektir. İnsanı insan yapan, eşref-i mahlûkat (varlıkların en şereflisi) kılan bütün hasletlere saha ve inkişaf şansı bırakmayarak onları iptale mahkûm etmektir. Üstelik bu keyfiyeti, idrâke ancak izafiliklerle yol bulabilen havass-ı hamse, sahası mahdud (sınırlı) olan maddî âlem içinde daha da mahdud imkânlarla araştırıcılığa sahne olan lâboratuvar ve binbir zaafı sabit akim müşterek mesâisine dayarsa… Devamı İçin Tıklayınız
Takriben yirmi-otuz yılı mütecaviz bir zamandan beri Türkiye’nin büyük şehirlerini istilâ eden bir kelime var: Seks. Bedelini ahlâk ve ve sıhhatimizle ödeyerek ithâl ettiğimiz bu kelime; ilk temevvüçlerîni Ankara’da gösterdi. Kendisi gibi idhal malı olan «parti» kelimesinin eline yapışarak mahrem köşelerimize girme fırsatını buldu «Seks Partisi» diye bir terkibin içinde, ileri gelen (?) aile çocuklarına, «memnu meyve»lerini uzattı. Bu terkibe, kötü bir «amer i canisine» rehberlik ediyor; -o zamanki şayiaya göre- onu, bu dile hayranlık duyulan mekteplerin civarında dolaştırıyordu. Aynı haber, «seks partisi» ne katılan gençler arasında, uyuşturucu madde kullanmanın da «modernisme» in başka bir tezahürü olduğunu ortaya koyuyordu. Devamı İçin Tıklayınız
Bir «dâr- ı imtihan» olan bu âlemde her fâni varlık, «vücûd» ile «adem»in «hayır» ile «şerr»in «hüsün» ile «kubh»un bir mübâreze sahasıdır. Bu mübârezenin en şiddetlisi de ins-ü cin üzerinde tecelli eder. Çünkü Cenab-ı Hak onlara kendinden tefrik ile bir «cüz’î irade» vermiştir. Bu ise iki ağızlı bir bıçak gibidir. Zira, hayra da şerre de medar olmak istidadındadır.
Bu mübârezeden alnı ak çıkanların «melekten üstün» mağlûpların ise « belhüm edall» (hayvandan aşağı) addolunması şu mübârezenin şiddetini göstermektedir. Hatta, insanları Cenab-ı Hakk’a karşı isyanlarından dolayı kınayıp da sonra kendileri aynı imtihan şartlarına tâbi kılınınca dâvayı kaybeden «Hârut» ve «Mârut» isimli iki meleğin macerası da bu noktadaki güçlüğü ispat etmiyor mu?!. Devamı İçin Tıklayınız
Takdim
Bir muharrir (makale yazarı) günlük hâdiseleri vesile ittihaz etmekle beraber eskimeyecek fikirler serd ettiği (ileri sürdüğü) ölçüde başarılı olur. Kadir Mısıroğlu’nun aşağıda iktibas edilmiş bulunan « Sürpriz » serlevhalı (başlıklı) yazısı 31 Ağustos 1979 tarihli Sebil Gazetesi’nde yayınlanmıştır. Demek oluyor ki üzerinden 25 senelik bir müddet geçmiş bulunmaktadır. Buna rağmende bugün yazılmış kadar tazeliğini ve orada serd edilmiş bulunan fikirlerin geçerliliğini aynen muhafaza edilmekte olduğu görülecektir.
Biz bu yazıyı müellifinin (kitap yazarı) “Aşıklar Ölmez!..” (İstanbul 1994) isimli eserinden aynen aktararak dikkatlerinize sunuyoruz.
Devamı İçin Tıklayınız