Bir «dâr- ı imtihan» olan bu âlemde her fâni varlık, «vücûd» ile «adem»in «hayır» ile «şerr»in «hüsün» ile «kubh»un bir mübâreze sahasıdır. Bu mübârezenin en şiddetlisi de ins-ü cin üzerinde tecelli eder. Çünkü Cenab-ı Hak onlara kendinden tefrik ile bir «cüz’î irade» vermiştir. Bu ise iki ağızlı bir bıçak gibidir. Zira, hayra da şerre de medar olmak istidadındadır.
Bu mübârezeden alnı ak çıkanların «melekten üstün» mağlûpların ise « belhüm edall» (hayvandan aşağı) addolunması şu mübârezenin şiddetini göstermektedir. Hatta, insanları Cenab-ı Hakk’a karşı isyanlarından dolayı kınayıp da sonra kendileri aynı imtihan şartlarına tâbi kılınınca dâvayı kaybeden «Hârut» ve «Mârut» isimli iki meleğin macerası da bu noktadaki güçlüğü ispat etmiyor mu?!. Devamı İçin Tıklayınız
Takdim
Bir muharrir (makale yazarı) günlük hâdiseleri vesile ittihaz etmekle beraber eskimeyecek fikirler serd ettiği (ileri sürdüğü) ölçüde başarılı olur. Kadir Mısıroğlu’nun aşağıda iktibas edilmiş bulunan « Sürpriz » serlevhalı (başlıklı) yazısı 31 Ağustos 1979 tarihli Sebil Gazetesi’nde yayınlanmıştır. Demek oluyor ki üzerinden 25 senelik bir müddet geçmiş bulunmaktadır. Buna rağmende bugün yazılmış kadar tazeliğini ve orada serd edilmiş bulunan fikirlerin geçerliliğini aynen muhafaza edilmekte olduğu görülecektir.
Biz bu yazıyı müellifinin (kitap yazarı) “Aşıklar Ölmez!..” (İstanbul 1994) isimli eserinden aynen aktararak dikkatlerinize sunuyoruz.
Devamı İçin Tıklayınız
En Büyüğü Hilâfet
Hilâfet 3 Mart 1924 tarihinde Ankara’da ilgâ edildi. Fakat şu neticenin husûlü için yapılmış olan pazarlıklar yürütülmüş olan gizli çalışmaların çok girift bir tafsilâtı vardır ki; bu yazının nacmine sığdırılamaz. Ancak bu istikametteki en ehemmiyetli adımın Lozan’da atılmış olduğunu söylemek, yanlış olamaz. Lozan müzâkereleri başladığı sırada, M. Kemal Paşa halife olmak istiyor ve Meclis’te Saltanat’ın ilgâsı müzâkerelerinden başlamak üzere, Hilafeti göklere çıkaran konuşmalar yapıyordu. Hatta İzmir İktisat Kongresi ‘ni açmaya giderken yol boyu yaptığı konuşmalar ve bu arada Balıkesir Zağnos Paşa Câmii’ndeki hutbesi herkesçe bilinmektedir. Diğer taraftan İsmet Paşa da Lozan’da her vesîle ile aynı istikamette beyanatlar veriyordu. Bunun üzerine şüphelenen ve yeni Türk idaresinden eski vaadleri istikametinde hareket etmeyerek, Hilafeti yıkmayacağı düşüncesine kapılan Gürzon bir deneme yaptı. Devamı İçin Tıklayınız
Şimdi mâruz kaldığımız kayıpları iki grup hâlinde arz edelim.
Misak-ı Millî‘ye nazaran “asgarî vatan” sayılan arazî bugünkü vatanımızdan mâada, Batum, Batı Trakya, Adalar, Kıbrıs, Antakya, Halep ve Musul ‘u da ihtiva ediyordu. Bunların feda edildiği mâlûmdur. Daha fazlasının talep edileceği düşünülürken şu arazi kayıplarına ilâveten başka maddî kayıplara da mâruz kalınmıştır.
Bunlar, “Harp Tazminatı, Gemi Bedelleri, Vakıf Bedelleri ve Osmanlı Borçlarının Taksimindeki Adaletsizlik” gibi hususlardı. Şimdi maddî kayıpları hülâsa edelim. Devamı İçin Tıklayınız
Sevr Ölüm, Lozan Hayat!…
Yüzü Batı’ya dönük olan “Yeni Türkiye”nin temel taşı olan Lozan Muâhedenâmesi, Millî Mücâdele nihâyetinde İsviçre’nin Lozan şehrinde 24 Temmuz 1923 tarihinde imza edilmiştir. Bir tarafta Türkiye diğer tarafta ise başta müttefikler yani İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan bulunmak üzere Romanya, Sırp-Hırvat-Slovenya (Yugoslavya) ve Polonya arasında cereyan eden müzâkereler, takriben 8 ay devam etmiş ve konferansın 4 Şubat 1923′te kesintiye uğramasıyla iki safhada gerçekleşmiştir. Bu müzâkerelere Amerika ve Rusya müşâhid sıfatıyla katılmış, Bulgaristan ise, Ege Denizi’ne bir mahreç (çıkış yeri) talebi dolayısıyla zaman zaman dahil olmuştur. Bu sûretle, Türkiye ve karşısındaki devletler arasında cereyan eden müzâkereler sonunda tâ 1911 Trablusgarp Harbi’nden beri ihtilâflı olan pek çok mes’ele hallüfasl edilmiş ve karara bağlanmıştır. Ama nasıl?.. Maâlesef tâviz üstüne tâviz verilerek!.. Devamı İçin Tıklayınız
Sevgili okuyucu!
Basın âleminde ismimim ilk defa matbaa harfleri ile dizilerek bir yayın vasıtası ile gözükmesi 1947 yılındadır. Bu ilk adım “Yeni Polathâne” isimli mahallî bir gazetede şiir olarak tezahür etmiştir. Bu demektir ki; kalem hayatım elli sekiz seneyi bulmuştur.
Arada mahallî veya umûmî bir çok dergi ve gazetede şiir veya nesir yazılarım görülmüş ve hatta bunların bir kısmı “müstear” (takma ad) isimle yayınlanmış, fakat ilk defa kitap sûretinde 1964 yılında “Lozan Zafer mi, Hezimet mi?” isimli eserle ortaya çıkmıştır. Bugün otuzu tecâvüz eden külliyatımın bu ilk eseri âdeta ismimin bir lâzım-ı gayr-ı mürâfıkı (ayrılmaz parçası) haline gelmiştir. Çoğu insan beni Lozan hakkındaki bu çalışma ile hatırlamaktadır. Bu çalışma sonradan genişletilerek üç cild haline getirilmiştir. Bunların birinci cildi Lozan’ın umûmî bir değerlendirmesidir. İkinci cildi toprak ve nakit gibi maddî kayıplarımızı, üçüncü cildi ise, Hilâfet, Patrikhâne v.s. gibi manevî kayıplarımızı ihtiva etmektedir. Devamı İçin Tıklayınız